Sünnet Şöleni

23 Haziran 2016 Yazan  
Kategori bebek

Atatürk Meydanı’nda düzenlenen  Sünnet Şöleni’ne bu yıl toplam 46 çocuk katıldı. Törene katılan çocuklara belediye başkan yardımcıları, daire müdürleri ve muhtarlar tarafından cesaret belgesi ve oyuncak hediye edildi. Her yıl düzenlenen bu şölen belediyenin sosyal etkinliklerinden birisi haline geldiğini belirten Belediye Başkan Yardımcısı Murat Ersoy, İhtiyacı olan ailelerin çocuklarını sünnet ettiriyoruz. Belediye Başkanımız Sayın Kerim Aksu‘nun talimatları doğrultusunda her yıl sünnet şölenimizi düzenlemeye devam ediyoruz. Bu yıl 46 çocuğumuz sünnet şölenimize katıldı. Çocuklarımızın özel bir hastanede sünneti yaptırılacak.Bir süre Atatürk Meydanında eğlenen çocuklar, aileler ve yakınları hazırlanan  Sünnet Şöleni Hatırası platformunda Giresun Belediyesi tarafından geleneksel hale getirilen Sünnet yapildi

Çocuklara özel Montessori

09 Ocak 2016 Yazan  
Kategori bebek

Son yıllarda özellikle de ülkemizde çocukların eğitim ve öğretim hayatı boyunca sürekli olarak sınavlarla dolu bir yarışa sokulduğu düşünülürse bu montessori eğitim tarzı özgür bireyler yetiştirme konusunda oldukça nokta atışı bir eğitim stilidir diyebiliriz.Montessori eğitimi adını İtalya’nın bilim insanı ve ilk kadın doktoru olan Pedagog Maria Montessori’den almıştır. Montessori eğitimi, çocukların bireysel anlamda kendi öğrenme hızlarına göre geliştirilmiş bir eğitim tarzıdır. Çocuk neyi, ne zaman, nasıl, nerede ve nasıl istiyorsa o şekilde özgürce kendisinin deneyip, uğraşarak öğrenmesine izin verir. Çocuklar bu metot da ellerini özgürce kullanırlar. Soyutsallık birinci amaçtır. Önemli olan çocuğun kendi hür iradesi ile verdiği kararlar ve isteklerdir.Özgüveni yüksek bir birey olur Sosyal bir çocuk ve gelecekte sosyal bir birey olur Sorumluluk sahibi, her işini kendisi yapabilen ve tek başına yetebilen bir yetişkin olur Hem kendine hem de kendinden başka olan herkese ve her şeye saygı duymayı öğrenir Çalışkan, üretken ve enerjik olur Problem çözücü ve kriz yönetici özellikleri gelişir Dikkatli ve motivasyonu yüksek bir çocuk olur Hayattan zevk almaya çalışan, pozitif düşünceli ve dikkat yönü gelişmiş bir insan olur

Çocuklara sürekli ‘ders çalış’ denilmemeli

10 Kasım 2014 Yazan  
Kategori bebek

Marifet iltifata tabidir. Çocuk, anne-baba tarafından iltifat görürse öğrenmeye devam ediyor. Anne-baba çocuğa yeteri kadar değer veriyorsa öğrendikleri karşısında heyecan duyuyorsa, o çocuğun öğrenme, çalışma ihtimali yüksektir

Psikolog yazar Prof. Dr. Üstün Dökmen,  ebeveynlerin çocuğa ‘kaç aldığı’ yerine ‘ne öğrendiği’ni sorması gerektiğini  belirterek, “5 alması önemli değil, ne öğrendiği önemli. Belki iyi öğrendi ama 3  aldı. Öğrenmeye teşvik etmek gerekiyor” dedi.
Dökmen,  çocuklara sürekli “ders  çalış” denilmemesi gerektiğinin altını çizerek, ders çalışmanın duygusal bir olay  olduğunu ve çocuğun duygularına hitap edilmesi gerektiğini söyledi.
Çocuğun motivasyonunun uygun olması halinde ders çalıştığını dile  getiren Dökmen, şöyle devam etti: “Örneğin 4 yaşında bir çocuk alışveriş için anne babasıyla gezerken,  yorulur ‘beni kucağına al’ der. Aynı çocuk Oyun oynarken yorulur mu? Oynarken  saatlerce hoplar zıplar, ‘beni kucağına al’ demez çünkü oyun işi hoşuna gidiyor,  onu motive ediyor. Çocuk ders çalışmıyorsa ders çalışmak onu motive etmiyor  demektir. Anne-baba ‘ders çalış’ demek yerine, çocukla şunu görüşmeli;  ‘Çalışırken ne hissediyorsun?’ Çocuk 20 dakika anlatsa dinleyeceğiz, iki cümle  dinledikten sonra ‘Evet ama’ diye lafa girmeyeceğiz. Sadece ne hissettiğini  anlatacak. Ummadığımız şeyler söyleyebilir. Anlatması bittiğinde anne-baba sadece  şunu söyleyebilir; ‘Bir zamanlar ben de matematik çalışırken zorlanıyordum.’ Bu,  kötü örnek olmaz. Bilakis iyi örnek olur.  Çocuk, ‘babam bir zamanlar matematikte  zorlanıyormuş ama yine de başarmış, bu duruma gelmiş. Herhalde benim de önüm açık  bende başaracağım’ diye düşünür.”
Dökmen, konuşmanın üzerinden 2 hafta geçtikten sonra çocukla tekrar  konuşulması ve anne-babanın, “sen çalışıp iyi bir yere giremeyeceksin, istediğin  puanı alamayacaksın diye endişe ediyorum” duygusunu ifade etmesi gerektiğini  belirterek, çocuğun bu durumda “endişe etme, çalışıp düzelteceğim” diyebileceğini  aktardı.
Bir çocuğun hayatta hangi noktaya geleceğini sadece anne babanın  gayretinin belirlemeyeceğini anlatan Dökmen, “Onun da iradesi var. Çocuğun  sorumluluğunu yüzde 100 almak gerekmiyor. Çocuğun ders çalışması tamamen bizim  sorumluluğumuz değildir” dedi.
Dökmen, çocuğun ders çalışmayı sevmesi için konuların cazip olması,  okul müfredatının ilgisini çekecek şekilde düzenlenmesi gerektiğini vurgulayarak,  “Herkes çocuğuna sürekli ‘ders çalış’ diyor. Kimse örneğin bir pazar günü,  ‘Evladım kalkalı 2 saat oldu hala internete girmedin? Niye böyle ihmal  ediyorsun?’ demiyor. ‘İnternete gir’ demiyoruz, ‘Niye çalış oğlum, çalış kızım’  diyoruz? İnternet çocuğa cazip geliyor, dersler cazip gelmiyor demek ki” diye  konuştu.
“Evde Kitap okuma geleneğinin olması gerekiyor” 
Prof. Dr. Üstün Dökmen, anne-babanın okuma alışkanlığının da çocuğun  ders çalışmayı sevmesi üzerinde etkili olduğuna dikkati çekerek, şu görüşleri  dile getirdi:
“Evde kitap okuma geleneğinin olması gerekiyor. Bir kitap okuma saati  olmalı. Örneğin akşamları 15 dakika televizyon kapatılacak herkesin bir kitabı  olacak, o saatte okunacak. 15 dakikayı 30-40 dakikaya da çıkarabiliriz. Anne-baba  okudu diye çocuk hemen kitabını alıp gelmez ama biraz yaşı büyüdüğü zaman bunu  fark edecektir. Anne-baba sigara içiyorsa yüksek ihtimalle çocuk da büyüyünce  içiyor, içki içiyorsa içkiyi model alıyor, kitap okuyorsa kitap okumasını model  alıyor. Anne-babanın bilgiye değer vermesi gerekiyor. Çocuğa ‘kaç aldığı’ yerine  ‘ne öğrendiği’ sorulmalı. 5 alması önemli değil, ne öğrendiği önemli. Belki iyi  öğrendi ama 3 aldı. Öğrenmeye teşvik etmek gerekiyor. Marifet iltifata tabidir.  Çocuk, anne-baba tarafından iltifat görürse öğrenmeye devam ediyor. Çocuğun  yaptığının önemli olduğunu vurgulayın. Anne-baba çocuğa yeteri kadar değer  veriyorsa öğrendikleri karşısında heyecan duyuyorsa, o çocuğun öğrenme, çalışma  ihtimali yüksektir.”
Kötü not alan çocuğa kızmak veya dayak atmak yerine onunla konuşulması  gerektiğini vurgulayan Dökmen, anne ve babaların çocuğa duygularını söylemesi ve  onlarla empati kurmaya çalışmasının daha doğru bir yöntem olduğunu belirtti.
Dökmen, okulun veya dershanenin hazırlayıp çocuğa verdiği ders çalışma  planının güdümlü olduğuna değinerek, öğrenme sorumluluğunu taşıyan kişinin nasıl  öğreneceğinin planını da kendisinin yapabilmesi gerektiğini ifade etti.
“Çocuk, derslerinin sorulmasından şikayetçi” 
Ebeveynlerin çoğunlukla başarı ya da başarısızlıkla ilgilendiğine  işaret eden Dökmen, “Yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre ilkokul çocukları  eve girer girmez derslerinin sorulmasından, ‘öğretmen ödevini beğendi mi? Dünkü  sınavın sonucu ne oldu?’ gibi sorulardan şikayetçi. Bunun yerine çocuğa şunları  sormalıyız; ‘Bugün mutlu muydun? İyi eğlendin mi? Neler öğrendiniz? İlginç bir  konu var mı?’ Çocuklar okulda olanları evde anlatmak istemez ama ilginç bir şey  varsa anlatır” değerlendirmesini yaptı.
Dökmen, cinsiyet farkının motivasyona etkisi olmadığını vurgulayarak,  pek çok bilimsel araştırma soncuna göre zihinsel beceri açısından erkek ve kız  çocuklarının tamamen eşit olduğunu aktardı.
“Hiperaktiviteyi gidermek için ilaçla birlikte eğitim de gerekiyor” 
Prof. Dr. Üstün Dökmen, birçok anne-babanın çocuğunun yaramazlığını  yanlış yorumlayarak, hiperaktif olduğu düşüncesiyle uzmanlara götürdüğünü ifade  ederek, şu bilgileri verdi:  “Uzman çocuk psikoloğu, psikiyatristi bakar. Hiperaktif değilse  ebeveyn sınır koyamadığı için aşırı yaramaz olabilir. Çocuğa neyi yapıp neyi  yapamayacağının sınırını koymak gerekiyor. Yapılan testler sonucu çocuğun  hiperaktif çıkması halinde bazı ilaçlar tavsiye edilir. Eğer çocuk psikiyatristi  ilaç vermişse bunu kullanmak gerekiyor. Hiperaktiviteyi gidermek için ilaçla  birlikte eğitim de gerekiyor, sadece ilaç yeterli değil. Hiperaktif çocuğa ilaç,  faydası daha fazlaysa verilmeli. Örneğin çocuk hiperaktif, iki dakika oturamıyor,  dersi dinleyemiyor, sosyalleşemiyor, öbür çocuklar oyuna almıyorlar çünkü oyunu  da bozuyor. Bu çocuğun sosyalleşmesi büyük ölçüde bastırılıyor, gecikiyor,  öğrenemiyor. İlacın yan etkisi fazladır ama ilaç aldığında daha sakin olduğu  zaman diğer çocuklar onu oyuna alıyorlar, öğreniyor, ders dinliyor. Bu durumda  hiperaktivite ilacı almanın faydası daha fazla olduğu için bazı yan etkilerine  rağmen o ilacı almak gerekiyor.

Alerjik çocuklar gribe karşı daha savunmasız

10 Kasım 2014 Yazan  
Kategori bebek

alerjik-cocuklar-gribe-karsi-daha-savunmasiz-4916923

Soğuk havaların gelmesiyle uzmanlar, alerjik çocukların her türlü solunum yolu enfeksiyonlarına karşı, alerjisi olmayan çocuklara göre daha hassas olduğunu açıklıyor.

umurta alerjisi olanların dışında ise grip aşısı tüm olumsuz faktörlerden koruyor.   Dünya sağlık örgütü, birinci ve ikinci dereceden risk grubunda olanların her yıl aşılanması gerektiğini vurguluyor ve birinci dereceden risk grubu içinde; astım hastaları ve  solunum yolu alerjisi olanlar olduğunu açıklıyor.  Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Alerji Uzmanı Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony,  alerjik çocukların her türlü solunum yolu enfeksiyonlarına karşı, alerjisi olmayan çocuklara göre daha hassas olduğunu söyledi. Alerjik çocukların daha kolay gribe yakalanabildiğini, gribin mevcut alerjileri tetiklediğini, hastanın hem grip hem de alerji ile mücadele etmesinin savunma sistemini zayıflattığını belirtti. Savunma sistemi zayıflamış ve alerjisi de tetiklenmiş çocuğun hastalığının daha ağır iyileştiğine ve daha fazla ilaç kullanımına sebep olduğuna dikkat çekti. Grip aşısının tüm olumsuz faktörlerden koruduğunu vurguladı.   Gribin yayılmasını önlemek, ağır seyreden komplikasyonlarla ölümü engellemek, grip salgınının uzun sürmesi sonucu ortaya çıkabilecek virüs mutasyonunu, hastaneye yatış ve yoğun bakım ihtiyacını azaltmak, iş kaybını, okul devamsızlığını ve ekonomik kayıpların önüne geçmek için grip aşısı yaptırılması gerekiyor.  Alerji Uzmanı Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony “Grip; özellikle solunum yolu alerjisi olan çocuklarda, akciğer hastalığı olan yaşlılarda ve kalp, böbrek, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerde çok daha ağır seyrederek ölüme varan ciddi sonuçlara yol açabilir” açıklamasında bulundu.   Mevsim değişimiyle birlikte, kalabalık ve kapalı ortamların grip salgınını arttırdığını vurgulayan Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve  Alerji Uzmanı Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony, yumurta alerjisi olanlar dışında tüm alerjik hastaların aşı yaptırmasını önemle tavsiye ettiklerini söyledi. Yumurtaya ve tavuğa karşı anafilaktik tarzda alerjisi olanların, yani yumurta ve tavuk yediğinde alerjik şoka girenlerin grip aşısı yaptırmaması gerektiğinin altını çizdi.   Grip Aşısı Ne Zaman Yapılmalıdır?

Grip aşısının mutlaka salgın başlamadan önce yapılması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony, aşının etkisinin ortaya çıkması için iki üç haftaya ihtiyaç olduğunu ve en uygun zamanın sonbaharda özellikle Ekim ayı olduğunu söyledi. Aşının yanı sıra bazı önlemler alınarakda bulaşma riskinin azaltıldığını belirtti ve yapılması gerekenleri sıraladı;

•         Gribi olan kişilerle yakın temastan uzak durmak,

•         Evde kalıp dinlenmek,

•         Öksürme ve hapşırma esnasında ağzı kağıt mendi ya da kolunuzla kapatmak,

•         Maske kullanmak,

•         Elleri sık sık yıkamak,

Anne sütü en değerli ilaç

10 Kasım 2014 Yazan  
Kategori bebek

anne-sutu-en-degerli-ilac-4924057

Anne sütünün anneye ve bebeğe faydaları nelerdir

Anne sütü bebek için en sağlıklı besin kaynağıdır. Çocuk ve anne arasında ki en güçlü bağdır. Liv Hospital Yeni Doğan Çocuk Hastalıkları Uzm. Dr. Pınar Boncuk Dayanıklı anne sütünün yararları hakkında merak edilen bütün soruları yanıtlıyor….

Anne sütünün anneye ve bebeğe faydaları nelerdir?

Anne sütü sadece bir besin maddesi değildir. Anne sütü damarlarda dolaşan kan gibi oldukça kompleks, yaşayan bir sıvıdır ve mikroplarla savaşan ve sağlığı destekleyen özellikleri bulunur. Bu özellikleri anne sütünün bebekleri her türlü enfeksiyondan korumasına yardım eder. Bir damla sütte yaklaşık 1 milyon beyaz küre vardır. Makrofaj denen bu hücreler mikropları etkisiz hale getirirler. Sütte ayrıca Immunglobulin A denen ve bebeklerin bağırsaklarını kaplayarak mikropların kana sızmasını ve alerjik reaksiyon gelişmesini engelleyen önemli maddeler vardır. İlk günlerde salgılanan kolostrum özellikle fazla miktarda IgA içerir. Erken dönemde mikrop ve yabancı hücrelerden koruma sağlar. Kolostrumda olgun sütten daha fazla lökosit ve enfeksiyondan koruyucu maddeler vardır. Anne sütü, hem bebeğin hem de annenin, fiziksel ve ruhsal gelişimini etkiler. Bebekte enfeksiyon riski azalır. Anne sütüyle beslenen bebekler genellikle aşırı kilolu olmazlar. Bu da ileri yaşlarda obezite riskini azaltan bir faktördür. Anne emzirirken salgılanan oksitosin hormonu aslında mutluluk hormonudur! Aynı zamanda annenin doğum öncesi haline dönmesini kolaylaştırır, hem rahim toparlanması, hem de alınan kiloların verilmesini kolaylaştırma açısından…

Anne sütünü ne şekilde saklamak gerekir?

Anne sütü bazen bebeğin ihtiyacından daha fazla geliyordur veya anne çalışmaya başladığı için sütünü sağmalıdır. Böyle sağılmış olan süt özel süt saklama poşetleri veya kaplarında saklanabilir. Anne sütü oda sıcaklığında 3 saat, buzdolabında 3 gün (2-8 derece), buzdolabının buzluğunda 3 ay (-20 derece), derin dondurucuda ise 6 ay (-70 derece) bekleyebilir. Dondurulan süt poşetleri, oda sıcaklığında bekletilerek buzu çözülür. Çözülen süt, sıcak su dolu bir kabın içerisinde (ben-mari) bekletilerek ısıtılır. Süt kaynatılmaz! Sütün protein yapısının bozulmaması için asla tekrar dondurulmaması gerekir.

Kaç yaşına kadar emzirmek gerekli?

Aslında bu biraz da anne ve bebeğin ortak alması gereken bir karar! Dünya Sağlık Örgütü, UNICEF ve Amerikan Pediatri Akademisi gibi kurumlar bebeklerin doğumdan itibaren ilk altı ay boyunca sadece anne sütü ile beslenmesini, 6 aydan sonra uygun ek gıdalar eşliğinde en az 1 yaşına kadar devam edilmesini öneriyor. 1 yaşından öte emziren anneler de var, 6 ayda sütü kesenler de. Eğer bebek ve anne istekliyse, emzirme 2 yaşına kadar da devam edebilir ancak en erken ne zaman kesebilirim diye soran annelere genellikle yanıtımız 1 yaş oluyor.

Prematüre bebekler için anne sütünün faydaları nelerdir?

Prematüre bebeklerin savunması daha az olduğundan, ilk günlerde genel durumları elverdiği takdirde kolostrum almaları son derece önemlidir. Anne sütünü prematüre bebeklerde sadece beslemek ve kilo aldırmak için değil, adeta bir ilaç olarak kullanılır. Özellikle 1500 gram altında doğan bebeklerin henüz olgunlaşmamış, emilim yüzeyi gereken özelliklere kavuşmamış bağırsakları anne sütüyle olgunlaşır ve hareketlenir. Bağırsak duvarının kuvvetlenerek mikroplara karşı direnç kazanması anne sütünün sayesinde gerçekleşir. Anne sütü içerdiği uzun zincirli yağ asitleriyle bebeğin göz ve beyin gelişimini de olumlu etkiler. İleri birçok ülkede 1500 gram altındaki bebeklere kendi annelerinin sütü yoksa bağışlanmış donör sütler verilir. Erken doğum yapan annelerin bulunduğu hastanelerde süt sağma işlemine erken başlayıp düzenli devam etmek ve anneyi evde de bunu yapmak için eğitmek çok ama çok önemli bir konu. Süt sağmak anneyi bebeğine daha yakın hissettirerek psikolojik olarak desteklediği gibi, bebeğin sağlığında da çok önemli farklar yaratır. Premature bebeklerde de 33-34 haftadan itibaren emme refleksi kuvvetlenir ve emzirilmeleri mümkündür.

İdeal emzirme süresi ve sıklığı nedir?

Süt üretimini artırmak için üretilen sütün tamamını kullanmak yani depoyu boşaltmak gereklidir. Sık ve doğru emzirmek önemlidir. Bebeğin emme isteksizliği veya becerisinin azlığı veya memeyi tam olarak boşaltamaması beklenen süt artışını geciktirir. Emzirme sıklığı günde 8-12 kez olabilir ve olmalıdır. Bebek ilk haftalarda 3 saatten fazla uyumamalı ve istedikçe emzirilmelidir ki süt üretimi artsın. Emzirme İlk günlerde 30-40 dakika sürebilir ancak bebek ustalaştıkça ve emmesi kuvvetlendikçe bu süre 5 dakikaya inebilir. Daha az emzirme genellikle süt üretiminde beklenen artışı engeller.

Sütün kalitesi için özellikle hangi besinler tüketilmelidir?

Çeşitli kültürlerde farklı besinlerden faydalanılır. Ülkemizde, pirinç, tahin, boza (malt içerdiği için), dereotu, ısırgan otu, rezene gibi besinlerin adı geçer. Genelde bitki çayları sakinleştirici ve diüretik etkileriyle süt salınımını bir ölçüde arttırabilir. Tahıllardan elde edilen içeceklerin de birçok toplumda yeri vardır.  Suda bekletilmiş arpaya rezene ekleyerek yapılan içecekler, yulaf, genelde işe yarar. Bu yüzden de alkolsüz bira ya da malt içeceklerin adı geçer. Çeşitli bitkiler, süt artırımında etkili olabilir. Ancak bitkiler ilaçlar gibi dozu ve yan etkileri bilinen maddeler değildir. Bitkilerin nasıl elde edildiği, hangi kısımlarının paketlendiği, ne kadar sürede etkisini yitirdiği gibi birçok değişken konu, bitkilerin standart olarak önerilmesini güçleştirmekte! Bazı bitkiler fazla miktarlarda da alınsa oldukça güvenliyken, bazı bitkilerin yan etkileri ortaya çıkabilir. Alfalfa, anason, rezene, ısırgan otu, shatavari, deve dikeni gibi bitkiler bu etkileriyle bilinen bitkilerdir.

Anne sütünün tek başına yeterli olup olmadığı nasıl anlaşılır? Ne gibi durumlarda ek besinle desteklenmeli?

Bebeğin yeterli beslendiğinin en net göstergesi kilosunu ölçmektir. Bunun yanı sıra, aktif olarak emmesi, yutkunması, ağız kenarında süt görülmesi, memenin dolu başlayıp boşalması gibi bulgular da bebeğin süt aldığının göstergeleridir. Karnı doyan bebek genellikle 1.5-2 saat rahat uyur ve yine istekli bir şekilde uyanır. Emdiği kadar bez ıslatır ve hatta her bezinde kaka da olabilir. 1 ayın sonunda kaka sıklığı da azalır ama zaten o zamana dek birkaç kez tartılmış ve beslenmenin ne yönde gittiği anlaşılmış olur. Yeterli beslenen bebekler İlk ay 750-1000 gram almış olur. 3. Aydan sonra ayda 700-800 gram beklenir.

Emzirmede sık yapılan hatalar nedir?

Emzirmeye başlarken bebeğin memeyi doğru aldığından emin olmak gerekir. Bebek kendi sebepleriyle veya memenin anatomik özelliklerinden ötürürü areola denen esmer bölgeyi ağzına tam alamıyor ve memeyi sağamıyorsa, yeterli süt alamaz, bir de meme ucunu tahriş ederek zarar verir. Bu durumda anne meme acısından emziremez duruma gelir, bebek ise aç kaldığı için ya devamlı ağlar ya da halsiz düşüp uykudan uykuya geçer ve kilo kaybeder. Meme acıyorsa mutlaka bir problem vardır, bunu doktor veya emzirme uzmanıyla çözmek gerekir. Bebek ağlıyor diye emzirmenin peşinden lüzumsuz verilen mama, mideyi dolduracağı için bebeğin emme isteğini baltalar ve giderek süt yapımının da azalmasına neden olur. Mama vermek, doktora sorulmadan, emzirme dikkatli gözlenmeden ve değerlendirilmeden alınacak bir karar değildir. İşe başlamak emzirmeyi bitirmemelidir. Kısa süre öncesinde yapılacak bir plan, süt sağma ve emzirme sıralarının belirlenmesi hem bebeği hem de anneyi mutlu kılacak bir çözüm getirebilir. Emzirirken evde olmak şüphesiz en rahat ve emzirmeyi en uzun soluklu yapan etkenlerdir ama günümüz şartlarında birçok anne çalıştığı halde emzirmeyi de devam ettirebilir.

İnek sütüne dikkat

10 Kasım 2014 Yazan  
Kategori bebek

inek-sutune-dikkat-4928185

İnek sütünde bulunan proteinlerin deride, sindirim ve solunum sisteminde immün kaynaklı hassasiyet reaksiyonlarına neden olabildiği belirtildi.

Uzman Diyetisyen İpek Ağaca, çocuk beslenmesinde inek sütü alerjisi hakkında merak edilen konuları açıkladı. Ağaca, “İnek sütü proteinleri deride, sindirim ve solunum sisteminde immün kaynaklı hassasiyet reaksiyonlarına neden olabilmektedir. Bu durum; inek sütü intoleransı veya aşırı duyarlılık olarak da isimlendirilmektedir.

İnek sütü özellikle çocuklarda en önemli ve en yaygın alerjik besin türüdür, çünkü çocuklarda diyette birincil besindir. İnek sütü proteini alerjisi çoğunlukla bebeklerde ve çocuklarda görülmektedir. İnek sütü proteinlerine bağlı alerjik reaksiyonlar yaşamın ilk haftalarında, ortalama 3. ayda başlamakta ve bağırsağın fonksiyonel ve morfolojik yapısının gelişmesi sonucu 2-3 yaşlarında ortadan kalkmakta ve şikayetler gitgide azalmaktadır. Yeni doğan bebeklerde sıklıkla görülmesine karşın, son dönemlerde yapılan çalışmalar süte karşı duyarlılığın yetişkinlerde de yaygın olduğunu göstermektedir” dedi.

LAKTOZ İNTOLERANSI İLE KARIŞTIRILMAMALI Süte karşı reaksiyonun iki şekilde ortaya çıktığına işaret eden Ağaca, “Laktoz intoleransı yani; laktaz enziminin eksikliğinden ileri gelen duyarlılık veya süt proteini intoleransı gibi immünolojik mekanizma tarafından oluşturulan süt duyarlılığıdır. Laktoz intoleransı; laktaz enzimi yetersizliği veya yokluğu nedeniyle laktozun sindirilememesi sonucu karın bölgesinde Ağrı, şişkinlik, bulantı ve ishal gibi gastrointestinal semptomların görülmesidir. Sağlıklı olan bir bebekte inek sütü verilmeye başlandıktan sonra ishal ve kusma gözlenirse, bazen dışkısında kan varsa ve çocukta huzursuzluk ve ağlama varsa inek sütü allerjisi akla gelmelidir. İnek sütü alerjisinde ailesel geçmişin önemli rolü vardır” diye konuştu.

ÇOCUĞUN İNEK SÜTÜNE ALERJİSİ VARSA NASIL BESLENMELİ? İnek sütü alerjisi olan çocukların beslenmesiyle ilgili de bilgiler veren Ağaca, şu uyarılarda bulundu: “İnek sütüne alerjisi olan bir çocuk çapraz duyarlılık söz konusu olduğu için koyun ve keçi sütlerine de duyarlılığı olabilir. Bu yüzden bu sütleri de tüketmemelidir. Tereyağı, tereyağı aromalı diğer yağlar, margarin, peynir çeşitleri, yoğurt, krema, muhallebi, Laktalbumin, laktoglobulin, laktoz, laktuloz içeren ürünler, aroma katıcı maddeler ile süt bazlı mamalar çocukta büyüme ve gelişmeyi engellemeden tanının konması çok önemlidir. Çocuğun beslenme programında süt ve süt ürünlerine yer verilmez.

Temel besin anne sütü olmalıdır. Çocuğa; Soya bazlı mamalar, sebze çorbaları, meyve suları, yumurta ve et verilerek klinik tablonun düzeltilmesi sağlanmalıdır. Yapılan birçok çalışmada; inek sütü proteinine intolerans gösteren birçok bebekte soyaya, buğdaya ve yumurta proteinlerine de duyarlılık gelişebildiği görülmüştür. Bu noktaya dikkat edilmelidir

Çocuğunuz ders çalışmak istemiyor mu

10 Kasım 2014 Yazan  
Kategori bebek

cocugunuz-ders-calismak-istemiyor-mu--4937844

Sosyolog Sibel Harman Tertemiz, verimli ders çalışmanın zamanı iyi değerlendirmekle olacağını belirterek, önemli açıklamalarda bulundu.

Sosyolog Sibel Harman Tertemiz, verimli ders çalışmanın zamanı iyi değerlendirmekle olacağını belirterek, “Birçok etmenin yanı sıra, özellikle cep telefonu kullanımı, ders dinleme ve çalışmanın yanı sıra, derslere adapte olmanın ve yoğunlaşmanın ve zamanı verimli kullanmanın önünde büyük bir engel yaratıyor” dedi. Mersin’in merkez Akdeniz Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’ne bağlı Çocuk ve Gençliksağlık Danışma Merkezi bünyesinde verilen ücretsiz kurslara katılarak üniversite ve liselere hazırlanan gençlere yönelik olarak ‘Meslek Tanıtım ve Sınav Sistemi’ hakkında bir toplantı yapıldı. Belediye konferans salonunda düzenlenen toplantıya, tıp doktoru, avukat, diş hekimi, gemi kaptanı, sosyal hizmet uzmanı, iş sağlığı ve güvenliği uzmanı, sağlıkçı ve psikolojik-rehberlik danışmanı mesleklerinden farklı uzmanlar, üniversite sınavların hazırlanan gençlere meslekleri hakkında bilgiler vererek onları aydınlattı, icra ettikleri meslekleri hakkında, gençlerin fikir sahibi olmalarını sağladı. Meslek tanıtım toplantısında ilk olarak Hakkari Binevş Kadın Danışma Merkezi’nden Sosyolog Sibel Harman Tertemiz, üniversite ve lise giriş sınavlarına hazırlanan gençlere etkin ve verimli ders çalışma yöntemleri, hedef belirleme, sınav kaygısı ile baş edebilme ve sınav sistemi hakkında çeşitli bilgiler verdi. Sınavlara hazırlanan gençleri, ders çalışmaktan alıkoyan kimi etkenleri de anlatan Tertemiz, özellikle zamanı verimli ve düzenli kullanmaları noktasında gençlere uyarılarda bulundu. Tertemiz, birçok etmenin yanı sıra, özellikle cep telefonu kullanımının, ders dinleme ve çalışmanın yanı sıra, derslere adapte olmanın ve yoğunlaşmanın ve zamanı verimli kullanmanın önünde büyük bir engel yarattığına dikkat çekti.

“Verimli ders çalışmak zamanı iyi değerlendirmekle olur” diyen Tertemiz, “Zamanı yanlış ve gereksiz şeylerle geçirmezseniz, eksik ve hatalarınızı düzeltirseniz, ilgilendiğiniz faaliyetleri ve hobileri ihmal etmezseniz başarı kendiliğinden gelecektir. Verimli ders çalışmanın esası da zamanı, belirlenen amaçlar ve öncelikler için programlı ve verimli olarak kullanmaktan geçer. Gerçekten kararlı olun, şu üniversiteyi ve şu bölümü kazanacağım deyip kendinizi motive edin. Çünkü mesleğiniz, ömür boyu taşıyacağınız etiketiniz, ömür giyeceğiniz bir kıyafetiniz olacak. Ömür boyu mutsuz bir yaşam sürmek istemiyorsanız, mesleğinizi de bilerek ve severek seçin. Mesleğe sadece parasal açıdan değil, öncelikle o mesleği yaparken mutlu olup olmayacağınızı hesaba katarak seçin” şeklinde konuştu.

Tertemiz, bilgilendirmesinin ardından da aralarında tıp doktoru, avukat, diş hekimi, sağlıkçı, gemi kaptanı, sosyal hizmet uzmanı, iş sağlığı ve güvenliği uzmanı, psikolojik-rehberlik danışmanı mesleklerinden farklı uzmanlar, toplantıya katılan gençlere meslekleri hakkında bilgiler verdi. Ayrıca meslek seçiminde titiz ve kararlı olmaların yönünde gençlere tavsiyelerde bulundular.Cocuklariniza guzel yaklasarak herseyi yaptirabilirsiniz.Ama zorla degil guzellikle.

Küçük bir şaplak ruh sağlığını bozabilir

09 Kasım 2014 Yazan  
Kategori bebek

3009_2

Çocuk eğitiminde hiç dayak atmamanın, hatta küçücük  bile vurmamanın çok önemli olduğu kanıtlandı. Manitoba Üniversitesi’ndeki araştırmayı yürüten Tracie Afifi; çocukken görülen şiddetin olumsuz sonuçlarını gözler önüne serdi. Bilim adamları, 35 bin vatandaşın, 2004-2005 yılları arasındaki verilerini inceledi. Çocuğa disiplin amacıyla atılan  tokatın bile, ileride duygu durumu bozuklukları, madde bağımlılığı gibi  hastalıklarının görülme riskini artırdığını ortaya çıktı. Araştırma; akıl sağlığı bozuk kişilerin yüzde 7′sinin çocukluk döneminde fiziksel cezalandırma öyküsünün bulunduğunu gösterdi. Türk hekimleri de bu konuda aynı görüşleri paylaşıyor.Cocuklara siddet hic iyi degildir.onunla arkadas gibi konusarak ikna etmeye calisin.

Bebek Büyütürken Dikkat Edilmesi Gerekenler

09 Kasım 2014 Yazan  
Kategori bebek

bebek-buyuturken

  • Pudra isiliğe iyi gelir mi? Büyüklerimizin de söylediği isiliğe karşı pudra kullanmak yanlış bir düşüncedir. Toz pudralar cildin isilik olmasını engellememektedir. İsiliğin oluşmasını engellemek için ve isilik olduktan sonra yapılması gereken en iyi şey çocuğun sık sık yıkanmasıdır.
  • Sütünüzün yetmediğini düşünüp mama vermek Bir bayan için en büyük endişe kaynağı bebeğini besleyememektir. Anneler sütünün yetmediğini bebeğinin aç kaldığını düşünüp mama takviyesi yaparlar. Fakat sütün yetip yetmediğine karar vermek için bebeğinizin bezine bakmalısınız. Bebeğiniz bezini 24 saat içinde 5-6 kez ıslatıyorsa anne sütü ile doyduğu anlaşılır. Anne sütünün yeterli olup olmadığına en doğru kararı çocuk doktorunuz verecektir. Çocuk hastalıkları uzmanı doktoru yapacağı muayene ile mama kullanıp kullanmamanız konusunda sizi bilgilendirebilir. Unutulmamalıdır ki hiçbir mama anne sütünün yerini tutamaz.
    • Bebeğim ağladı hemen kucağıma almalıyım Bebeğiniz her ağladığında kucağınıza almanız onu kucağa alıştırır ve durum bir süre sonra size çok zor gelmeye başlar. Bebeğiniz her ağladığında kucağınıza almanız sorunu çözmez. Bebeğiniz ağladığı zaman yanına yaklaşıp onunla konuşabilirsiniz, ona ninni veya şarkı söyleyebilirsiniz. Bebeğinizin sırtını veya karnını okşayarak onu sakinleştirebilirsiniz. Bebek alışmasın diye hiç kucağa almamakta doğru değildir bebek kendini güvensiz ve mutsuz hisseder bunun için denge iyi kurulmalıdır.
    • Çocuğum iki yaşına geldiğinde bezi bırakmalı Çocuk iki yaşını doldurur doldurmaz bezi bırakması için zorlamak çok yanlış olur. İki yaş tuvalet eğitiminin başlama dönemidir. Bezi bırakma süresi çocuktan çocuğa farklılık göstermektedir. Bazı çocuklar bir ay içerisinde bırakır bazıları ise 8 ay bir yıl sürebilir.
    • Bebek Bezi Kaç Saatte Bir Değiştirilir? Bebeklerde bez değiştirme süresi değişmekte olup ilk aylarda çok sık bez değiştirmek gerekebilir. Özellikle yeni doğan bebeklerde mesane kasları henüz gelişmemiş olduğundan çok sık bez değiştirmek gerekmektedir. Yeni doğan bebeklerde ilk ay bazen günde 12-14 defa bez değiştirmeniz gerekebilir. Sonraki aylarda ise günde 7-8 defa bez değiştirmeniz yeterli olacaktır. Bebek 1 yaşını geçtikten sonra bez değiştirme günde 5-6 defa yeterli olabilir. Bebek bezinin değiştirme süresi bebekten bebeğe ve bez markasına göre de değişiklik gösterebilir. Bir yaşından sonraki bebeklerde ise fazla sıvı tüketen bebeklerin bezini daha sık değiştirmek gerekmektedir.


Gazete oku