CHP’de özür polemiği

13 Kasım 2014 Yazan  
Kategori Haberler

chp-de-ozur-polemigi-4972152

CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’nun ‘Dersim özrünü’ değerlendirdi. Öztürk, “Ben hiç özür mözür dilemiyorum” dedi.

Öztürk, CHP Genel Başkanı Sezgin Tanrıkulu‘nun Dersim konusunda özür dilediğinin hatırlatılması üzerine “Ben hiç özür mözür dilemiyorum. Tarihte yaşanmış olaylar vardır. Her ülkenin tarihinde devletlerin kurulduğu sırada yaşanmış olaylar vardır. Bu olayların kimisi acı, kimisi tatlı olaylardır. O olayların somut olarak ortaya çıkması lazım. O olayları değerlendirmek için de 2015’nin Türkiye’sine bakamayız. 1930’ların koşullarıyla olayları değerlendirmek lazım. O günleri yaşamamış bilmeyen kişilerin 2015 yılının gözüyle 1930’ları değerlendirmesi mümkün değildir. 1930’larda yaşanan olaylar öylemidir, böylemidir. siyasetçi olarak benim görevim değildir. Bu tarihçilerin incelemesi gereken bir görevdir. Ben o nedenle böyle acı olayların siyasi istismar konusu yapılmasına karşıyım. 1930’larda yaşanmış olay. Her ülkenin geçmişinde yaşanmış olaylar vardır. Yargılamak siyasetçilerin görevi değildir. Tarihle didişerek siyaset yapmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Arkadaşımız özür dilemiş olabilir. Özür dileyip dilememek hiçbir şey ifade etmez. Geçmişte başbakan da buna benzer şeyler söyledi. Önemli olan o tip yaşanan acıların yaşanmaması. Ondan daha fazlası bugün Türkiye’de yaşanıyor. O nedenle ben tarihin tarihçilere bırakılmasını söylüyorum. Siyasetçi olarak da başkasının görev alanına girmedim başkasının görev alanıyla ilgili yorum hiç yapmadım” diye cevapladı.
TANRIKULU NE DEMİŞTİ?
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, “Genel başkanımın bilgisi dahilinde buraya geldim, CHP Genel Başkan Yardımcısı olarak Dersim’de acı duyan herkesten bin kere özür diliyorum” diye konuşmuştu. CNNTürk’te konuşan Tanrıkulu, Dersim konusunda bütün Arşivlerin açık olmadığını belirtmiş, arşivlerin hepsinin açılarak bu konu aydınlatılması gerektiğini ifade etmişti.
MENGÜ’DEN ÇOK SERT YORUM
Eski CHP milletvekili Şahin Mengü ise Twitter hesabından bu açıklamaya yönelik olarak, “Sezgin Tanrıkulu sen hangi hakla CHP adına özür dileyemezsin. Sen kimsin şerefsiz” ifadelerini kullandı.

O güvenlik görevlileri işsiz kaldılar

10 Kasım 2014 Yazan  
Kategori Haberler

o-guvenlik-gorevlileri-issiz-kaldi-4961499

Manisa’nın Soma İlçesi Yırca Mahallesi’nde, 6 bin zeytin ağacının iş makineleriyle kesilmesinin ardından Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı vermesi, termik santrali yapacak olan Kolin firmasının şantiyesini de karıştırdı. 50’si özel güvenlik görevlisi yaklaşık 100 kişinin işten çıkarılmasının ardından, çalışanlar duruma tepki gösterdi.

Şantiye ve güvenlik amirlerinin şantiye binasından ayrılmasına çalışanlar izin vermedi. Bir güvenlik görevlisi, “Bizi kandırdılar. Bize iş garantisi, emeklilik garantisi verdiler. Bizler de buraya gelip köylülerle kavga ettik. Kullanıldık. Şimdi hakkımızı alıncaya kadar buradayız” dedi.
Kolin Grubu, geçen perşembe saat 20.00 sıralarında, santralin yapılacağı Yırca Mahallesi’ndeki zeytinliklerin bulunduğu bölgeye, ağaç kesimi yapmak üzere iki otobüs dolusu özel güvenlik görevlisi ve iş makinelerini gönderip, ağaç katliamı yaptı. Bölgede zeytinlerin kesilmemesi için 16 gündür nöbet tutan köylülerin direnişine rağmen, arazideki 6 bin zeytin ağacı iş makinelerince üzerlerindeki ürünüyle birlikte söküldü.
Bu sırada özel güvenlik görevlileri, biber gazı da kullandıkları arbede sırasında, mahalle sakinlerinden Mehmet Öksüz, Kamile Çiftçi, Kerem Özkılınç ile Yırca’da zeytinliği bulunan avukat Hasan Namak’ı, kelepçeledi. Ayrıca yine özel güvenlik görevlilerinin kullandığı ileri sürülen gaz fişeğinin kapsülünün isabet etmesi sonucu mahallelilerden Emin Özkılınç, başından yaralandı.
6 bin zeytin ağacının kesilmesinin ardından Danıştay 6’ncı Dairesi’nden, “yürütmeyi durdurma” kararı çıktı. Bunun üzerine de, araziye çevreleyen tem örgütler köylüler tarafından söküldü. Yeni zeytin fidanları dikildi.
ÖĞLE SAATLERİNDE TOPLANTI YAPTILAR
Danıştay’ın, kararının ardından bugün öğle saatlerinde, Kolin firması yetkililerinin bölgedeki şantiyesinde, şantiye şefi, inşaat şefi ve güvenlik amiri çalışanlarla toplantı yaptığı öğrenildi. Danıştay’ın kararının ardından, firmanın da Bursa merkezli güvenlik şirketiyle olan sözleşmesini fesettiğini açıkladı. Bu karar sonrasında da kapatılacak olan şantiyedeki 50’si özel güvenlik görevlik görevlisi, geri kalanı inşaat işçisi olmak üzere yaklaşık 100 kişinin işine son verildiği öne sürüldü.
İnşaat işçileri otobüslerle bölgeden uzaklaştırıldı. Duruma tepki gösteren güvenlik görevlileri ise şantiye şefi, güvenlik amirinin dışırıya çıkmasına izin vermedi. Haklarının alıncaya kadar da protestolarına devam edeceklerini açıklayan bir güvenlik görevlisi telefondan DHA muhabirine yaptığı açıklamada, “Bize iş garantisi, hatta emeklilik garantisi vererek buraya getirdiler. Ben mevcut işimden ayrılıp buraya geldim. Bizleri kandırıp köylülere saldırttılar. Onlarla karşı karşıya getirdiler. Sonra da kullanıp attılar. Bu böyle olamaz.

Çocuklara sürekli ‘ders çalış’ denilmemeli

10 Kasım 2014 Yazan  
Kategori bebek

Marifet iltifata tabidir. Çocuk, anne-baba tarafından iltifat görürse öğrenmeye devam ediyor. Anne-baba çocuğa yeteri kadar değer veriyorsa öğrendikleri karşısında heyecan duyuyorsa, o çocuğun öğrenme, çalışma ihtimali yüksektir

Psikolog yazar Prof. Dr. Üstün Dökmen,  ebeveynlerin çocuğa ‘kaç aldığı’ yerine ‘ne öğrendiği’ni sorması gerektiğini  belirterek, “5 alması önemli değil, ne öğrendiği önemli. Belki iyi öğrendi ama 3  aldı. Öğrenmeye teşvik etmek gerekiyor” dedi.
Dökmen,  çocuklara sürekli “ders  çalış” denilmemesi gerektiğinin altını çizerek, ders çalışmanın duygusal bir olay  olduğunu ve çocuğun duygularına hitap edilmesi gerektiğini söyledi.
Çocuğun motivasyonunun uygun olması halinde ders çalıştığını dile  getiren Dökmen, şöyle devam etti: “Örneğin 4 yaşında bir çocuk alışveriş için anne babasıyla gezerken,  yorulur ‘beni kucağına al’ der. Aynı çocuk Oyun oynarken yorulur mu? Oynarken  saatlerce hoplar zıplar, ‘beni kucağına al’ demez çünkü oyun işi hoşuna gidiyor,  onu motive ediyor. Çocuk ders çalışmıyorsa ders çalışmak onu motive etmiyor  demektir. Anne-baba ‘ders çalış’ demek yerine, çocukla şunu görüşmeli;  ‘Çalışırken ne hissediyorsun?’ Çocuk 20 dakika anlatsa dinleyeceğiz, iki cümle  dinledikten sonra ‘Evet ama’ diye lafa girmeyeceğiz. Sadece ne hissettiğini  anlatacak. Ummadığımız şeyler söyleyebilir. Anlatması bittiğinde anne-baba sadece  şunu söyleyebilir; ‘Bir zamanlar ben de matematik çalışırken zorlanıyordum.’ Bu,  kötü örnek olmaz. Bilakis iyi örnek olur.  Çocuk, ‘babam bir zamanlar matematikte  zorlanıyormuş ama yine de başarmış, bu duruma gelmiş. Herhalde benim de önüm açık  bende başaracağım’ diye düşünür.”
Dökmen, konuşmanın üzerinden 2 hafta geçtikten sonra çocukla tekrar  konuşulması ve anne-babanın, “sen çalışıp iyi bir yere giremeyeceksin, istediğin  puanı alamayacaksın diye endişe ediyorum” duygusunu ifade etmesi gerektiğini  belirterek, çocuğun bu durumda “endişe etme, çalışıp düzelteceğim” diyebileceğini  aktardı.
Bir çocuğun hayatta hangi noktaya geleceğini sadece anne babanın  gayretinin belirlemeyeceğini anlatan Dökmen, “Onun da iradesi var. Çocuğun  sorumluluğunu yüzde 100 almak gerekmiyor. Çocuğun ders çalışması tamamen bizim  sorumluluğumuz değildir” dedi.
Dökmen, çocuğun ders çalışmayı sevmesi için konuların cazip olması,  okul müfredatının ilgisini çekecek şekilde düzenlenmesi gerektiğini vurgulayarak,  “Herkes çocuğuna sürekli ‘ders çalış’ diyor. Kimse örneğin bir pazar günü,  ‘Evladım kalkalı 2 saat oldu hala internete girmedin? Niye böyle ihmal  ediyorsun?’ demiyor. ‘İnternete gir’ demiyoruz, ‘Niye çalış oğlum, çalış kızım’  diyoruz? İnternet çocuğa cazip geliyor, dersler cazip gelmiyor demek ki” diye  konuştu.
“Evde Kitap okuma geleneğinin olması gerekiyor” 
Prof. Dr. Üstün Dökmen, anne-babanın okuma alışkanlığının da çocuğun  ders çalışmayı sevmesi üzerinde etkili olduğuna dikkati çekerek, şu görüşleri  dile getirdi:
“Evde kitap okuma geleneğinin olması gerekiyor. Bir kitap okuma saati  olmalı. Örneğin akşamları 15 dakika televizyon kapatılacak herkesin bir kitabı  olacak, o saatte okunacak. 15 dakikayı 30-40 dakikaya da çıkarabiliriz. Anne-baba  okudu diye çocuk hemen kitabını alıp gelmez ama biraz yaşı büyüdüğü zaman bunu  fark edecektir. Anne-baba sigara içiyorsa yüksek ihtimalle çocuk da büyüyünce  içiyor, içki içiyorsa içkiyi model alıyor, kitap okuyorsa kitap okumasını model  alıyor. Anne-babanın bilgiye değer vermesi gerekiyor. Çocuğa ‘kaç aldığı’ yerine  ‘ne öğrendiği’ sorulmalı. 5 alması önemli değil, ne öğrendiği önemli. Belki iyi  öğrendi ama 3 aldı. Öğrenmeye teşvik etmek gerekiyor. Marifet iltifata tabidir.  Çocuk, anne-baba tarafından iltifat görürse öğrenmeye devam ediyor. Çocuğun  yaptığının önemli olduğunu vurgulayın. Anne-baba çocuğa yeteri kadar değer  veriyorsa öğrendikleri karşısında heyecan duyuyorsa, o çocuğun öğrenme, çalışma  ihtimali yüksektir.”
Kötü not alan çocuğa kızmak veya dayak atmak yerine onunla konuşulması  gerektiğini vurgulayan Dökmen, anne ve babaların çocuğa duygularını söylemesi ve  onlarla empati kurmaya çalışmasının daha doğru bir yöntem olduğunu belirtti.
Dökmen, okulun veya dershanenin hazırlayıp çocuğa verdiği ders çalışma  planının güdümlü olduğuna değinerek, öğrenme sorumluluğunu taşıyan kişinin nasıl  öğreneceğinin planını da kendisinin yapabilmesi gerektiğini ifade etti.
“Çocuk, derslerinin sorulmasından şikayetçi” 
Ebeveynlerin çoğunlukla başarı ya da başarısızlıkla ilgilendiğine  işaret eden Dökmen, “Yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre ilkokul çocukları  eve girer girmez derslerinin sorulmasından, ‘öğretmen ödevini beğendi mi? Dünkü  sınavın sonucu ne oldu?’ gibi sorulardan şikayetçi. Bunun yerine çocuğa şunları  sormalıyız; ‘Bugün mutlu muydun? İyi eğlendin mi? Neler öğrendiniz? İlginç bir  konu var mı?’ Çocuklar okulda olanları evde anlatmak istemez ama ilginç bir şey  varsa anlatır” değerlendirmesini yaptı.
Dökmen, cinsiyet farkının motivasyona etkisi olmadığını vurgulayarak,  pek çok bilimsel araştırma soncuna göre zihinsel beceri açısından erkek ve kız  çocuklarının tamamen eşit olduğunu aktardı.
“Hiperaktiviteyi gidermek için ilaçla birlikte eğitim de gerekiyor” 
Prof. Dr. Üstün Dökmen, birçok anne-babanın çocuğunun yaramazlığını  yanlış yorumlayarak, hiperaktif olduğu düşüncesiyle uzmanlara götürdüğünü ifade  ederek, şu bilgileri verdi:  “Uzman çocuk psikoloğu, psikiyatristi bakar. Hiperaktif değilse  ebeveyn sınır koyamadığı için aşırı yaramaz olabilir. Çocuğa neyi yapıp neyi  yapamayacağının sınırını koymak gerekiyor. Yapılan testler sonucu çocuğun  hiperaktif çıkması halinde bazı ilaçlar tavsiye edilir. Eğer çocuk psikiyatristi  ilaç vermişse bunu kullanmak gerekiyor. Hiperaktiviteyi gidermek için ilaçla  birlikte eğitim de gerekiyor, sadece ilaç yeterli değil. Hiperaktif çocuğa ilaç,  faydası daha fazlaysa verilmeli. Örneğin çocuk hiperaktif, iki dakika oturamıyor,  dersi dinleyemiyor, sosyalleşemiyor, öbür çocuklar oyuna almıyorlar çünkü oyunu  da bozuyor. Bu çocuğun sosyalleşmesi büyük ölçüde bastırılıyor, gecikiyor,  öğrenemiyor. İlacın yan etkisi fazladır ama ilaç aldığında daha sakin olduğu  zaman diğer çocuklar onu oyuna alıyorlar, öğreniyor, ders dinliyor. Bu durumda  hiperaktivite ilacı almanın faydası daha fazla olduğu için bazı yan etkilerine  rağmen o ilacı almak gerekiyor.


Gazete oku